DETAY

Notice: Undefined index: manset in /home/u769896278/domains/muhammedtiyek.com/public_html/include/index_eser_oku.php on line 21

Notice: Undefined index: duyuru in /home/u769896278/domains/muhammedtiyek.com/public_html/include/index_eser_oku.php on line 22
Kemal Ölmüş Demek,
...

Kemal ölmüş demek, öyle dedi öteki masa başında kadehler dolup boÅŸalırken. İyi çocuktu, hatırlar mısın memlekette üç mahalle aÅŸağıda otururdu. Saygıda kusur etmez efendi adamdı. Gerçi çokta çekti be anne baba erken yaÅŸta vefat etti. Kemal o zamanlar çocuk yaÅŸtaydı. İki ablası vardı. Gerçi kendilerine ne hayrı vardı. Hayat yoruyor insanı dedi diÄŸeri, kadehini tüm ölmüşlere kaldırırcasına. Ablaları kemalden epeyce büyüktüler de düştüler birkaç oÄŸlan peÅŸine, sonra çıktı kokusu, oÄŸlanlar bunları bırakmış orta yere, ne yapacaklar ortada ne ana var ne baba, elinden tutacak bir akrabaları da yoktu. Dede desen kendi keyfinde nene, babaanne sizlere ömür. Amca, hala, dayı geç bunları yetimin elinden tutmak kimin harcıydı ki bu dönemde. Kemal de böyle büyüyemezdi ya, ablaları hakkında iyi konuÅŸan da yoktu. Kemalin delikanlılık dönemi tabi alttan alamaz ya, onun bunun aklıyla da bir ÅŸeyler yapmasın diye kolluyordum o zamanlar kemali, bunun ardına da bir gün çekip gitmiÅŸti İstanbulÂ’a benimde İstanbul da iÅŸlerim vardı. O zamanlar çekip gelmiÅŸtim buralara. Sende gelince birlikte iÅŸ peÅŸinde koÅŸturmaya devam ettik dedi diÄŸerine, hayat ne tuhaf dedi masanın diÄŸer ucunda oturup sigardan yaralarcasına bir duman çeken, kemal yorulmuÅŸtu dedi. Hayat ne iÅŸ yapsa elinde bıraktı. Kime gitse ezdi horladı. Yoksa olmazdı ya böyle başına buyruk, çalıp çırpmazdı da. Kimseye muhtaç olmak istemezdi. Gururlu gençti, suçta yok deÄŸil hani bir iÅŸte sebat gösterip çalışmamıştı da, kolay para rahat gelmiÅŸti. Onun bunun yolunu kesmek, el çabukluÄŸuyla cep yoklamak. Bunları çok sonradan örgendik gerçi, hatırlıyor musun dedim. Neyi der gibi sorar gözlerle baktı masanın diÄŸer ucunda çatlını kalıp duran beyaz peynire saplarken diÄŸeri, yahu dedim geç saatte yokuÅŸu çıkıp eve gelirken bir genç önümüzü kesmiÅŸti de, sesinden tanımıştım lan kemal sen misin demiÅŸtim de, çakıyı indirip aÄŸabey demiÅŸti. O zamandan sonra da epey görüşmüştük ya ÅŸu canına yandığımın memleketinde. Kemal İstanbulÂ’a boÅŸa gelmediÄŸinden bahsetmiÅŸti. Artık memlekette duramayacağını, hele mahallede ki AysuÂ’nun kendine gönül vermediÄŸini de anlatınca, yapacak bir ÅŸey kalmadı aÄŸabey başını alıp gitmekten baÅŸka dedi. Hatırlıyorum ya dedi peynirle ilgilenmeyi keserek diÄŸeri Aysu ne güzel kızdı. Bunu söylerken biraz yüzünü ekÅŸitmiÅŸti, önceleri rakıdan zannederdim. Fakat mahallede olduÄŸum dönemlerden duymuÅŸtum Aysu ya bir ÅŸeyler beslediÄŸini ya kendi lafa girmeden söz açmadım. Kemal dedi sevmiÅŸti AysuÂ’yu, - Aysu da sevilmeyecek kız deÄŸil hani- dizlerine gelen pileli pembe bozuÄŸu elbisesi ile mahalle de yürüdü mü olay olurdu. Hem kemale de bakmazdı tabi gözü yükseklerde kızdı. Kemal kimmiÅŸ yetimin serserinin teki hakkı mı var sevmeye sanki -bizim var mıydı dedim-. Üzüm atarken aÄŸzıma. Deme öyle be aÄŸabey dedi. Ben AysuÂ’yu sevmiÅŸtim fakat nerde bizde o cesaret yok ki cebimizde tomarlar, kalbini doyurduk diyelim, karnını nasıl doyuracaktık. Alışmış baba evinde cicili bicili giyinip Fransız kokular sürmeye, anadan doÄŸma beyaz zarif hafifçe uzun boynuna. Bir gün ekmek alsam üç gün gözlerime bakarak doy diyemem. Anasına yandığımının dünyası aÄŸabey dedi diÄŸeri. Çok ÅŸaşırmamıştım ya bilmiyormuÅŸ gibi dinledim. Demek öyle diye söze baÅŸladım yeniden.- Aysu sevilmeyecek kız deÄŸil dediÄŸinde sanki mahallede tekrardan yürüyormuÅŸ gibi anımsattı bana öyle içten söylemiÅŸti-. Bizden birkaç yaÅŸta küçüktü dedim. Onaylar bir baÅŸ hareketi ile sallamıştı başını diÄŸeri. Kemal dedim ölmüş demek, yaÅŸadı da ne oldu dedim birden, başı dertten mi kurtuldu her gün tedirgin, her gün ölüm korkusu, kahveye gelemez olmuÅŸtu. Herkes bir ÅŸeyler söylemeye baÅŸlamıştı. Bazen geceleri aylaklıktan eve dönerken aÅŸağı parkta rastlardım. Hali hiç iyi deÄŸildi. Düşünürdüm ulan dünya derdim. Kafamın iyiliÄŸinde mi yoksa sinirimden mi daha fazla dönerdi dünya. Ulan dön be talih, böyle delikanlıları harcama adalet lan derdim. Kendi kendime gülerek, içimden bir sesin ne adaleti cevabı ile selam verir geçerdim kemalin yanından. Son görmemden bu yana da epey vakit geçti hani dedim. Nerdeyse yüzünü bile zor anımsayarak. Sadece sesi yabancı deÄŸildi. GeçmiÅŸ zamanlardan mahallede olduÄŸumuz bir gün – ne çok sevdim be aÄŸabey- demiÅŸti. Sesi ve söyleyiÅŸi dün gibi aklımdaydı. Sanki yaÅŸadığı hiçbir ÅŸey bu kadar ağır gelmemiÅŸti. Hayrola be dediÄŸimde, -boÅŸ ver aÄŸabey ağır dalga demiÅŸti-. Aysu mu diye sert bir sesle çıkıştı masanın diÄŸer yanında rakısını tazelemiÅŸ ikinci buzu atarken içine, epeyce sinirleniyordu. Aysu ve kemal deyince içkiden yanakları kızarmış gözleri hafiften bulanmıştı istemsizce mi söyledi dedim kendi kendime. Kemali severdi de delikanlı adam derdi. Ölmüş demek dedi. Evet dedim. Sanki konudan konuya geçecekmiÅŸ gibi saÄŸ elini parmaklarını şöyle sallayarak –biliyor musun- dedi masanın diÄŸer ucunda oturan. Kendimce yine sarhoÅŸ oldu ne anlatacak dedim içimden, duymuşçasına baktı bir nefes daha alarak sigarasından. KemalÂ’in dedi, aslında çok eskiden belliydi böyle olacağı. ve devam etti bir gün mahaldeyiz çocuklarla, zaman epey geçmiÅŸ bakkal selim amcanın dükkanının önündeyiz. Yapacak bir ÅŸeyimiz yok gerçi her zaman öyleydi ya, ne zaman yapacak bir ÅŸey bulmuÅŸtuk kendimize, öyle boÅŸ gecelerden birinde bakkalın vitrininde görünen lastik toplara bakıyorduk. BoÅŸ bulundum belki dedim lan bir topumuz olsa ÅŸurada iki çevirirdik. Kemal bir çare bulmuÅŸ gibi - aÄŸabey ondan kolayı mı var – dedi. Daha cümleyi toparlayamamıştım bile kemal büyükçe bir taÅŸla vitrini aÅŸağıya indirdi, mahalleyi ayaÄŸa kaldıracak ses yayılmıştı ortalığa. –lan dedim ne yapıyorsun- dedim ama girmiÅŸti içeri üç tane topu koparıp aldı asılı olduÄŸu yerden.  – hadi aÄŸabey hadi- dedi. KoÅŸarak aÅŸağıya doÄŸru kaçıyorduk çocuklarla. Kaç mahalle geçtik bilmiyorum kemal bir ara kayboldu göz önünden. YorulmuÅŸtuk, ÅŸimdilerde her yanı apartman dolan derenin oraya gelmiÅŸtik çoktan. Oturduk bir köşeye pek zaman geçmeden kemal geldi. Elinde sadece bir top kalmıştı. digerleri nerde kemal dedim. AÄŸabey dedi bizim alt mahallede ki çocuklara verdim. Biz oynuyorsak onarda oynasın dedi. - Hatırlamıyorsun dedi bana-, evet dedim o gün yanınızda deÄŸildim. Bunu da duymamıştım dedim. Oysa mahallede hiçbir ÅŸey gizli kalmazdı. Hele bizim aramızda mutlak her ÅŸeyi anlatırdık birbirimize. O gün çok eÄŸledik dedi masanın diÄŸer ucundaki. Kemalin de bu hayat seçiÅŸinin ilk basamağıydı belki dedi. İstediÄŸini kendi alabiliyordu. Kimseye boyun eÄŸmeden veya kimseden bir karşılık beklemeden. O zaman ki aklımla böyle de düşünmemiÅŸtim gerçi, sabahlara kadar koÅŸmuÅŸtuk topun peÅŸinden dedi. Ertesi gün bakkalın oradan geçerken selim amcaÂ’nın yanında polisler vardı. Bir ÅŸeyler soruyorlar, cevap alıyorlardı. Kimsede duymamıştı ne ÅŸanstım gerçi, tedirgin ve korkak geçtim, mahalleyi dönünce doÄŸru kemalin kaldığı harabeye gittim. Yoktu yerinde, aha dedim kemali götürmeÅŸler diye düşündüm. Gerçi sonra çocuklar dedi. Kemal iÅŸ için birkaç zaman ÅŸehir dışına çıkmışmış böylece kapandı olay üstünden epey vakitte geçti. Yahu dedim yakalanmadı demek. Belki yakalansaydı her ÅŸey daha farklı olurdu dedim. Çekirge misali bu iÅŸler azizim dedi diÄŸeri, öyle demekle yetindim. Kemal dedi ölmüş demek. Özünde iyi adamdı dedi. Biliyor musun dedi yaÅŸar kemalin meÅŸhur lafıdır. ‘’ insan birine geç kaldı mı, baÅŸkası için bir daha acele etmezÂ’Â’ dedi. Bilirim gibisinden elimde kadeh kafa salladım, ben sallandıkça kadeh sallandı iki damlada masaya içirdim. Ben dedi diÄŸeri AysuÂ’ya artık yanmıyorum. Kemal ona geç kaldı. Lakin ben bakkal selim amcanın kızına dedi. Pek hatırlayamamış gibi gözleri mi kısmıştım ışık gözlerimi yakıyormuÅŸ gibi bir ifade vardı suratımda. Yahu dedi hatırlasana bizden iki yaÅŸ küçüktü çiçek bozuÄŸu bir suratı vardı. Okula giderdi dizine kadar beyaz çorap üstüne turuncu bir hırka giyerdi. Saçları kestane renginde gözleri elaydı. – hatırladım, hatırladım- diye tekrar etmiÅŸtim, gerçi epeyce kısık söylemiÅŸ olacağım demek ki pek anlayamamış gibi bir an boÅŸ boÅŸ bakmıştı suratıma, dedim bu sigara yaramıyor bana içmesem de duramıyorum. Oda iyice sönmeyen sigaralardan duman altı olmuÅŸtu. Bilirdik böyle tabirleri mahalle çocuÄŸuyduk ya kahvehane köşesi görmüştük. Bunca zaman gerçi bir onu unutamam dedi. Adı Sibel dün gibi aklımda. Allah var – içmeden söylemezdi bunu- gözü yüksekte kızdı. Zaten bana bakmazdı. Bende de cesaret mangal gibi yürekte var da ne oldu ki, bir kızın karşısına çıkıp seviyorum ulan diyemedim. Gerçi desem ne olacaktı kız müteahhitle evlendi. Ben müteahhidin inÅŸaatında kürekçi, bize sevgi bile yakışmıyor dedi. Gözleri hafiften puslanmış bakışıyla vur aÄŸabey vur dedi. -kadehler tüm oda boÅŸluÄŸunda ikimiz varmışçasına doldurdu odayı, gerçi sadece ikimiz mi vardık. -   

Dalmıştım iyiden iyiye, ya aÄŸabey dedi. Hep ben konuÅŸtum. Senin olmadı mı böyle dalgan, bunca yıl bildim bileli avare gezersin, yan gözle kimseye bakmazsın. Varda bize mi anlatmadın. – bak darılırım ha- dedi. Samimiyetini belli etmek için.oysa ben samimiyetini biliyordum. Acı bir gülümsemeyi hatırlatır dudak büzmemle girdim cümleye. –olmaz mı be- bir sigara daha yaktım.-almaz mısın dedim – aldı bir tane, onunkini de yaktım. Mahallenin son dönemlerini hatırlar mısın – bunu derken mahallelerde ölürmüş gibi hissetmiÅŸtim- o zamanlar sanırsam artık on sekizimizde vardık. Hiçbir halini unutmadım dedi masanın diÄŸer yanında ki, ana caddeye mahallenin baÄŸlandığı köşede terzi Hüsamettin amcanın üç katlı evi vardı dedim. Yanında manav, - bildim aÄŸabey- dedi. O binaları senin Sibelli alan müteahhit almıştı hani, oraya sekiz katlı apartmanlar yaptı. Onun en köşedeki terzi Hüsamettin amcanın evini olduÄŸu yere düşen apartmanın birinci katında oturuyorlardı. Mahalleye yeni taşındılar yani dedim. –ondan sesli düşünerek bahsetmenin bu kadar zor, anlatmanın bu kadar az kelimeyle nerdeyse imkânsız oluÅŸunu bunca zamandır hiç düşünememiÅŸtim, kendi kendime konuÅŸurken bilindik ÅŸeylerden bahseder gibiydim-  düşünceleri sesli konuÅŸmak. YaÅŸanmışlıkla birleÅŸince zor dedim. Hafif bir tebessümle karşılık verdi diÄŸeri. Bir gün yolsuzum yine cebimde iki kuruÅŸ ya var ya yok tam hatırlamıyorum. Sardığım tütünleri doldurdum, boÅŸ sigara paketine mahalleden dereye doÄŸru kafa dağıtmaya gidiyorum. Sanki darmadağınık hayatımız yokta. Birde kafa dağıtacak derdimiz varmış gibi, -bunu kendime kızdığımdan söylemiÅŸtim- tam köşeye geldiÄŸimde, apartmanın kapısı açıldı. Anlatamayacak gibi oldum derin bir nefes aldım. Yutkundum, beyaz elbisesi dizine kadardı üstünde ÅŸeker pembesi bir ÅŸal, ayaklarında ÅŸalına uyumlu hafif topuklu ayakkabı -o zamanlar yeni moda- kapının kapanma sesi ile öyle bir dikkatimi çekti ki rüzgâr esiyor saçları kıvır, kıvır belinde sarı buÄŸday baÅŸakları gibi, her adımında dünya yeniden dönüyor.- burada dünyayı kendi döndürüyor- dercesine ilerliyordu dedim. Ana caddede kırmızı bir kadillak bekliyordu. İçinde sıska çelimsiz hafif buÄŸulu camdan görebildiÄŸim kadarıyla da çirkince bir oÄŸlan oturuyordu.

-oÄŸlanı bilerek kullanmıştım, bizim mahallede adam delikanlılıktı. Böyle baba parasıyla yaÅŸayanlar oÄŸlan çocuÄŸuydu, gerçi ÅŸoför olsa gerekti- ulan dedim bir sigara daha yakarken. Rakımı doldur. BitmiÅŸ farkında deÄŸilsin saki dedim. TazelenmiÅŸ rakıma buz bile atmadan bir yudum alıp sigaradan çektim. Arabaya bindi ve yüksek homurtulu kadillak uzaklaÅŸmaya baÅŸlarken, demir yığınının arasında güneÅŸe hasret çiçek gibi yaÅŸamaya çalıştığını düşündüm. Elimde sigara öyle arkasından bakakaldım. Sonra birkaç gün araÅŸtırdım. Sanki ilgilenmiyormuÅŸum da apartmanlar buraya yakışmamış gibi sohbetler açarak kimlerin oturduÄŸunu. Ne iÅŸ yaptıklarını soruÅŸturdum. Çevreden öğrendiÄŸim kadarıyla babası bir fabrika da müdürmüş, annesi öğretmen, kendide koleje gidiyormuÅŸ. Lan dedim zamanı durdursalar beni paramparça yapsalar bu kadar olurdu.- Gerçi yine yetmezdim ya ona-  Birkaç gün kapılarında bekledim. Girip çıkış saatlerini örgendim. Gördüğüm dakikalarda kalbim duracak gibi oluyordu. Ulan elimden gelse her ÅŸeyi deÄŸiÅŸtirseydim. Her gün kırmızı kadillak alıp bırakıyor, pek dolaÅŸmadan eve gidiyordu. Aradan üç gün geçti sanırsam hafif esintili bir sabah evden çıktığından yürümeye baÅŸladı. Araba yoktu dedim ÅŸoför gelmedi herhalde. – kendimce çocuÄŸunun rahatsız olduÄŸunu düşündüm- aklımda kötülüğe dair hiçbir ÅŸey yoktu. Sanki bunca yıl mahallede asıp kesen vurup döken ben deÄŸildim. Çocuk kadar masum ve heyecanlıydım onu gördükçe. Düştüm peÅŸine o yürüyor ben yürüyorum. Sanki beni fark etmiÅŸ gibime geliyordu. Nitekim de öyle olmuÅŸ biraz daha yavaÅŸlamıştı koleje iyice yaklaÅŸmıştık. Tüm cesaretimi toplayıp şöyle hafiften kolundan tutarak. – bunu masada diÄŸerine gösterircesine yapmıştım- Hanımefendi pardon dedim, –sanki bu hareketimi beklermişçesine aniden döndü- pardon dedim ÅŸey, -benden hiç beklenmeyecek bir kibarlıktı bu- hanımefendi diye yenileyerek cümleye girmeye çalışıyordum. – gözleri o kadar açık kahverengiydi ki sanki toprağın hiç güneÅŸ görmemiÅŸ yeri dedim kendi kendime- ve susuyordum sanırsam konuÅŸmamı beklercesine tedirgin olarak hem etrafına bakıyor. Hem de söyle ne istiyorsun diye gözlerini bana dikiyordu. – ben hale gözlerine ve gözlerinden aÅŸağıya doÄŸru yanaklarına, dudaklarının ince kıvrımların da gözlerimi gezdiriyordum-. Nitekim geç kalıyorum dedi. Ve kendimi bir anda toparlayarak. Hanımefendi pardon dedim. Kendime ait olmayan bir ses düşünmemi engelleyerek konuÅŸmaya baÅŸladı. Size karşı hususi bir duygu beslemekteyim. Lakin bunu ayaküstü deÄŸil müsait bir zamanınızda pastanede oturarak size anlatmak isterim dedi. – o zaman okkalı bir tokat bekledim ya- tokat atmamıştı. Hızlıca cümleleri yere dökmüşçesine önemli olanları önce toplamaya çalışarak ÅŸey dedim okul çıkışı alsam, pastaneye gitsek dedim. Tabi ÅŸoförünüz almayacaksa dedim ardına, -hafifçe bir tebessüm etti- sanki hayatın ilk inÅŸasına sebep olan gülüştü bu ve tüm dünyayı bu gülüş üstüne inÅŸa etmiÅŸlerdi. Demek ki gözleri bu yüzden bu kadar güzeldi. –peki- dedi saat dörtte çıkıyorum okulun orda ki durakta dedi. BaÅŸka bir ÅŸeyler de söylemesini bekler gibi donmuÅŸ bir ÅŸekilde bakarken. Arkasını dönüp yolu geçerek uzaklaÅŸtı. Sanki bende gidiyordum. Fakat birkaç zaman sonra arabaların gürültüsünün bozuk ritminde kendime geldim. – üstümde o güne kadar yaÅŸamadığım bir mutluluk vardı.- demek ki mutluluk gerçekten de parayla satın alınan bir ÅŸeyler deÄŸildi. Bizde mutlu olabilirdik. – vur aÄŸabey vur – dedi masanın diÄŸer yanında ki ve ekledi bize mutluluk fazla büyük gelir aÄŸabey dedi. Bizim ÅŸu yoksulluktan zayıf bedenimize yakışmaz dedi. – ulan bölme be dedim- galiba bunu içimden söylemiÅŸtim. Gün geçmek bilmiyordu öğlen öğleden sonra bir, iki derken üç gibi okulun oralarda dolaÅŸmaya baÅŸladım. Gerçi kimseye de görünmek istemiyordum. Kızın adı çıksın istemezdim. Bilirsin o dönemlerde ne hassastı sevgide, insanlıkta gerçi insan her zaman iyi insan, kötü insandı ya neyse. Saat dört olmuÅŸtu. Çıktı okuldan durakta sözleÅŸtiÄŸimiz gibi buluÅŸtuk. Yan yanaydık daha ne olabilirdi. Hep bahsedilen iki gezegenin çarpışmasında mutlaka birinin yok olması gibi deÄŸil miydi bu buluÅŸmada. Ben ÅŸimdi onun gözlerinde yok olmamış mıydım, yol boyunca sustuk, hiçbir ÅŸey gelmiyordu aklıma, o da susuyordu. KonuÅŸmayı icat etmek için zorluyordum kendimi – o zamanlar büyük ihtiyaç gibi gelirdi, ÅŸimdi konuÅŸmak bile istemiyorum- sadece okul nasıl geçti diyebildim. – söylerken piÅŸman olduÄŸum tek cümleydi beklide- fena deÄŸil dedi, konuÅŸmaya çalıştığımı fark ederek rahat ve sıcak bir ses tonuyla, kimseler görmesin diye bizim mahalleden epey uzak kolejin yukarısında ki tombulun pastanesine götürmüştüm. Oturduk belki cahillikten belki yoksulluktan – ki yoksulluk alışkanlığıydı – çay istedim ve bir an unutmuşçasına ne içersin dedim. – çay lütfen dedi- arkasını ÅŸimdi gördüğüm garsona bakarken çayı bile ödeyecek parayı zor denkleÅŸtirirken baÅŸka ne içebilirdi ki,  o zaman masada küçücük olur ve kaybolurdum sanırsam. Anlayışlıydı da anlamıştı paramın olmadığını ya çay istemiÅŸti. Neyse susmaya devam ederken çaylar geldi – ÅŸeker atmıyordu- bende bir ÅŸeker atıp hafif hafif yudumlarken, konuÅŸmaya baÅŸladım. Merhaba dedim, gülümsedi. Seni üç gündür takip ediyorum. – biliyorum – dedi. Demek farkındaymış dedim kendime, sonra ben pek konuÅŸmayı bilmem dedim. Ama içimden geçenleri eksikte olsa anlatacaktım. Çok güzelsin dedim, ardına durdurulmaz kendimce güzellik tarifleri yapmaya baÅŸladım. – kimisinde gülüyor, kimisinde suratı masada bir ÅŸeyler arar gibi düşüyordu- çaylarımız bitti ve ne düşünüyorsun dedim.  – o zaman saÄŸ elini kaldırdı ve yüzüme hafiften dokunarak- ben ‘’niÅŸanlıyımÂ’Â’ dedi. Nasıl diye çığlık attım bir an, herkes bize bakıyordu. Fakat ben kimseyle ilgilenecek durumda deÄŸildim. Bunu söyleyince kalkmıştı. Çayların parasını bırakarak bende kalktım. Birlikte yürümeye baÅŸlamıştık evine bırakacaktım. Fakat o an yer ve gökyüzünün birleÅŸeceÄŸini anlattıkları günün bugün olduÄŸunu ve arasında sıkışıp kaldığımı hissediyordum. Yol boyunca uzun susmamız devam etti. Evlerine yaklaÅŸtığımızı fark ettiÄŸimde kolunda hafiften tutarak –hiç heyecanlı kanaryaları elinizde tuttunuz mu- yapma dedim. – nasıl yapmam- dedi. Mecburum ve artık kesinleÅŸmiÅŸ bir ÅŸey dönüşü yok dedi. - kaçalım- dedim. Bunu da neyle yapacaksam, yarın dedim yarın bu köşede seni bekliyorum. Saat tam 12 de öğlen gel kaçalım dedim. – o an eliyle tekrar yüzüme dokunarak, sen çok iyisin dedi ve keÅŸke daha önceden tanısaydım- dedi. Arkasını dönüp uzaklaÅŸtı. Bağırmıştım arkasından yarın 12 de, zaman geçmiyordu. İçimde umut ve umutsuzluk birlikte yaÅŸamaya çalışıyor, gördüğüm arkadaÅŸlardan. Kaçabilecek yol parasını nerdeyse dileniyordum. Kredimiz tükenmiÅŸti ya aylaklığa vuracağımızı düşündüklerinden kimse borç para bile vermiyordu. Neyse bir ÅŸekilde buldum iki kiÅŸilik bilet parası, İstanbulÂ’a kaçıracaktım. Ertesi gün oldu saat 10 da ordaydım. Bekledim art arda sigara yakıyor. Biri bitmeden ötekini paketten çıkarıp yakıyordum. Saat 12 oldu gelmedi. Biraz daha dedim, biraz daha, derken okulun önüne gittim herkes çıkıyordu. O yoktu, daha önce yanında gördüğüm bir arkadaşı olabileceÄŸini düşündüğüm kıza pardon -neÅŸeyi gördünüz mü kendisine ileteceÄŸim mesajım var dedim-. Kız ÅŸaÅŸkın bir suratla bilmiyor musunuz bugün düğünü var dedi. Dünya bu kadar mıydı? Kemal ölmüş müydü, ben mi ölmüştüm. Gözlerim dolmuÅŸtu herkesin içinde aÄŸlayamazdım ya, kızdan düğünün yerini örgendim ve koÅŸar adımlarla gittim kapıda kırmızı kadillak süslenmiÅŸ içerde yüksek müzik gürültüsü içinler, eÄŸlenenler vardı. Kapının köşesinde durdum. Herkes mutluyken o beyaz tülün altında aÄŸlıyordu. Eminim herkes onun mutluluktan aÄŸladığını düşünüyordu ya, ben öyle olmadığını düşünüyordum. Artık bende aÄŸlıyordum. Bir an beynimden kalbime doÄŸru boÄŸazımdan acı bir tat geçti. Ve çıldırmışçasına mahallede ki Fikret abiye koÅŸup emaneti almayı düşündüm. Alıp gelecektim oÄŸlanı vurup arabayla kızı kaçıracaktım.- zor durumda yapılacak en doÄŸru plandı- Tüm bunları düşünürken artık iyice gözyaÅŸlarım yere düşmeye baÅŸlamıştı. Beni fark etmiÅŸ olacak ki o da hıçkıra hıçkıra aÄŸlıyordu. Önce etrafıma bakındım sonra giriÅŸin yanına koyulan büyükçe boy aynasında kendime, ben sevgiyle onu doyuramazdım ya,-hikâyelerde, YeÅŸilçam da oluyordu da- bu hayatı sevdiÄŸime zindan edemezdim. O alışmıştı lüks hayata. Gerçi tüm bunları ona da sormalıydım. Ama artık çok geçti. O oÄŸlan çocuÄŸu vardı yanında sıska ve çirkin olan ÅŸoför dedim. Ve koÅŸar adım çıktım salondan mahalleye doÄŸru yürümeye baÅŸladım. Sonraları örgendim ki kız baba ve annesinin zoruyla babasının müdür olduÄŸu fabrikanın sahibinin oÄŸlu – ki bu çocuk sıska ve çirkin olandı- ile zorla evlendirilmiÅŸ. Kızın gönlü olmamasına raÄŸmen sırf babasının kumar borçları ve annesinin rahatına düşkünlüğü için bir nevi kurban edilmiÅŸ. Tüm bunların acısı ile mahalle bakkalının çırağının eline bir not tutuÅŸturdum, birde çikolata aldım hergeleye ve nerde görürse bu notu mutlaka vermesini söyledim. – hiç merak etme aÄŸabey dedi- ve çantamı alıp ilk otobüsle İstanbulÂ’a geldim.

  AÄŸabey sorması güç ama yanlış anlamazsan o notta ne yazıyordu dedi. Acı bir tebessümle

-bir gün bir yerde karşılaşırsak benimle yeniden tanış- yazıyordu dedim. Ve unutma diye ekledim birini neden seviyorsun diye sorduklarında. Nedeni yok, nedensiz diye biliyorsan. Seviyorsundur işte bende böyle sevdim nedeni yok dedim. Şimdi son kadehleri tokuştururken kemal ölmüş demek dedim. Meğer biz çok yaşıyormuşuz gibi…

 

 

Okuma: 1557, Tarih: 27 Þubat 2017 Pazartesi
Copyright © 2017 muhammedtiyek.com Tüm Hakları Saklıdır.