DETAY

Notice: Undefined index: manset in /home/u769896278/domains/muhammedtiyek.com/public_html/include/index_eser_oku.php on line 21

Notice: Undefined index: duyuru in /home/u769896278/domains/muhammedtiyek.com/public_html/include/index_eser_oku.php on line 22
Romantik Evliya
...


Teşrinievvel ayı derler yani sonbahar, köyde soğukça hava belli etmeye başlardı kendini. Ekim ayı ortaları yani sobalar kurulmuş odunlar merdiven altlarında yerlerini almıştı. Çetin geçerdi bizim köyde kış hele bir de kar yağmaya başlasın o zaman gör, boyumca kaplar her yanı ne bir haber nede ulaşım. Bekle ki güneş açsın hayat dört duvardan öteye geçsin. Erzurum Aşkale ilçesinin abdalcık köyündenim. Babam tütün içer ve kirli sakalının bıyık ortaları epeye sarılaşmış, yıllardır bir dikiş tutturamamış Süleyman efendi. Hangi işle uğraşsa mutlaka yarıda kalmış yahut kendi bırakmış, anadan babadan da bir şey kalmayınca halini siz düşünün. Beş çocuk en küçükleri benim Allah yüzümüze bakmışta ağabeylerim çalışıp eve ekmek getirir olmuşlar. Annem dokunmayın zaten kendi halinde yaşayıp giden ev işleri içinde bizim içimizde gölge gibi savrulup duran hatuncağızdır. Eh birde burasını anlatmak daima zor gelse de bana, hikâyenin bütünlüğü için bilmenizde gerekmektedir. Babam hafiften gençlik yıllarında arkadaşlarının tavsiyesi üzerine hovardalığı benimsemişte, annem ondan böyle olmuş der evin tek kızı olan ablam, küçük yer burası azizim sen laf edersin eve varmadan kapıyı açar sana, kendi lafınla karşılanmanın da tadına varırsın bizim buralarda. Babam gece rakı masaları, hafta sonları şehir gazinoları derken paranın çıkışmadığı günlerde anneme temiz bir sopa çeker evden çıkıp gidermiş. Ben pek hatırlamıyorum bazen abim anlatırken sanki eskiden gördüğüm siyah beyaz fotoğrafları elime almışta tekrar hatırlamak istercesine bakıyormuşum gibi geliyor.herkes bir yana savrulmasında ne yapsın bu yaşamda. Yıllar kovalaşırken birbiri ardına bende geldim on sekiz yaşıma. En büyük hayalimdi köy yerinde bulduğum üç beş kitabı defalarca okurken uyku ile uyanıklık arası hallerimde ceviz bir masanın başında son model royal daktilomla saatlerce gözlerimi ovuşturarak yazmak. Nitekim gerçekte oldu, bugün istanbuldayım türk dili ve edebiyatı bölümü ikinci sınıf örgencisi olarak küçük bir pansiyonda masamın başında yazmaya başladım bu satırları. Size eski günlerimden beri bana anlatılan bir hikayeyi konu edeceğim. Belki de benim kendime anlattığım bir hikayedir. Aslına bakarsak kimin kime anlattığını sahi köyden büyüklerin meclisinden mi yoksa haytalığa vurup köyün üst başında ki çeşmenin oraya tütün sarıp içmeye gittiğimiz zamanlarda arkadaşlarımdan mı kim anlattı nerden duydum halen hatırlayamam, lakin aklıma nasıl yer etmişse bir türlüde unutamam ‘’ Romantik Evliya’’…

    Sene 1974 İstanbulÂ’un köklü ailelerinden sazendeniÄŸah beylerin küçük oÄŸlu dünyaya gelmiÅŸ, haliyle tahsili de aileye yakışır olacak. Özel hocalar dönemin yatılı Fransızca eÄŸitim veren kolejeri derken yurt dışı yüksek tahsiller. Bizim mükremin sazendeniÄŸah gelmiÅŸ yirmili yaÅŸlara. Tabi ailenin dinsel açıdan düşünceleri ve dönemin karışık uhrevi ve manevi düşünceleri arasında. Yurt dışı ve ülke içi gördüğü karmaşıklar içinde kendisini adam akıllı bulamayan genç efendi  aile baskısıyla da dini bütün olarak anılan bir kisveye müdaim olmuÅŸtur. Henüz ne iÅŸ yapacağını bilmez ortalıkta baba parası ile gün geçiren, utangaç ve sıkılgan adamın tekidir. Gün gelir odadan çıkmaz gün gelir çamlıca tepelerinde dolanır insan yüzü ile pek haşır neÅŸir olup iki kelam edemez. Halinin çözümü olmayacağını düşünen baba Ferhat efendi oÄŸluna temiz ve aileisne yakışır münasip bir hatun bulup nikah etmek ister, tabi mükremin istemez fakat yine elinden bir ÅŸey gelmeyeceÄŸi için razı görünür. Aradan pek geçmeden gülsultan hatun ile nikah ederler. Aile saadeti dedikleri ÅŸeyin ne olduÄŸunu bilmeyen genç efendi ailenin kavramınıda beynini satılığa çıkarmış gibi bir türlü kavrayamaz. Zaman böylece geçip gitmektedir. Lakin ortada bir sorun dense taşı gediÄŸine koymak olur da, yok olmalar vardır. Tabi gülsultan hatun mükreminin kendini baÅŸka yosmalarla aldattığına kanidir. Fakat açamaz derdini kimseye günden güne sararan çehresiyle konakta bir o yana bir bu yana salınıp durur hatun. Mükremin iki gün evde ise üç gün yoktur. Aklınıza tabi olarak yukarda bahsettiÄŸim durum üzere mükremin artık hovardalığa vurmuÅŸtur kendini diye bilirsiniz. Fakat mükreminin ciddi anlamda hiçbir sazlı sözlü ortamda gölgesinin ÅŸekline bile rastlanmamaktadır. İçi içini yiyen gülsultan hatunun halinden anne bir ÅŸeyler sezmektedir. Sorar bir gün hatuna

-          Gelin kızım bir derdin var galiba anlatsana

-          Yok anneciÄŸim ne derdi Allah bundan geri koymasın

Deyip savuşturur gülsultan anneyi de, lakin iyice yerini huzursuzluğa bırakmıştır bu durum. Kıskançlıklar düşüncesizlikler. Kavga e geçimsizlik derken mükremin ile gülsultanın arası iyice bozulmuştur. Mükremin tüm olanlara rağmen halen sakinliğini bozmamakta ve umurunda değilmiş gibi tavırlar içerisinde bulunmaktadır.

 Ä°ÅŸi başından beri alaka ile takip eden mükriminin yetiÅŸmesinde de babasından daha çok emeÄŸi geçtiÄŸini söyleyebileceÄŸimiz. Konağın iÅŸleri ile oldum bitti ilgilenen servettin efendi, gülsultan hatunun yanına vararak gelin kızım ben senin sıkıntını bilmekteyim sen böyle içerleme der. Ben içini dışını bilirim mükreminin temiz çocuktur. Yanımızda büyüdü aile terbiyesi aldı. Yurt dışında Fransalarda beyefendilik öğrendi. Aklını ferah tut hanım kızım senden baÅŸkasına gönül muhabbeti duymaz bizim oÄŸlan, o oldum bittim biraz serbest ruhlu idi yine kendini dinliyordur. Çocuk ikende böyleydi, kimselerle oynamaz tek başına ya havuz başında dolanır yada bahçede aÄŸaç altına uzanırdı. Bunları söyerken servettin efendide gülsultan hatunun biraz daha rahatladığını gözlerinde ki bakıştan anlamaya çalışırken kendi bakışlarını istemsizce kaçırmaya baÅŸlamıştı. Çünkü aklını zorlayan düşüncelerin dudaklarından hatunun yanında dökümemesi gerekmekteydi.

-müsadenize gülsultan hatun

Diyerek yanından ayrıldı. Yaşlı sakallarının beyazını elleriyle karıştırarak konaktan havuza açılan beyaz çift kanarlı kapının genelde kullandıkları sol tarafını iterek. Havuz kenarına inmişti servettin efendi aklını yiyip bitirecekmiş gibi kurcalamaya başlayan genç efendinin bu halleri ve nereye gidip günlerce gelmeyişini kendine merak edinip her ne oluyorsa olaylar daha da içinden çıkılmaz hal almadan çözmeyi istemişti. Nitekim o dönemlerde Avrupa denilen memleketlerde sayıları epeyce artan dedektiflerden kendisinin ne eksiği vardı ki, hatunun derdini şıp diye anlamıştı. Demek dedektiflerde insana bakınca ne olduğunu anlayan kişilerdi. Servettin efendiye göre bir gün takip eder ne olduğunu öğrenirim eni sonu demişti.

 Konakta istanbulun soylu ve ileri gelenlerinin ÅŸerefine baba efendinin arada bir iÅŸlerini yürütmek adına mı yoksa dini sohbetler için zemin hazırlamak adına mı olduÄŸunun bugün bile halen çözülemiyen görkenmi sofralarla hafif müzik eÅŸliÄŸinde ki yemekli toplantı adı altında yapılan gecelerden birinin ortasında buldu mükremin eve geldiÄŸinde. Her zaman ki gibi sessiz sakin ve etrafındakileri görmezcesine bakan gözleri ile aralarda dolaşıyordu.

 Sıkıcı buluÄŸu bu toplantılarda dikkatini çeken babasının konağın büyük salonunda ki masada erkekleri toplayıp bir ÅŸeyler anlatıyor olmasıydı. Pek kulak misafiri olmazdı aslında amma geçerken de merakının kendine söylemediÄŸi heyecanı ile hafiften kulak kabartırdı. Babası ey sevgili kardeÅŸlerim Allah herkesin gönlüne göre verir gibi cümlelerle devam eden dini bütünlük gösterileri yapıyordu. Tüm bu yaÅŸanalar kendini günden güne iyice sıkıyor ve sanki labirentin içinde ki oyuncu gibi çıkışı bulamamanın ve güneÅŸ batarsa karanlıkta kalmanın korkusu ve soÄŸuk yüzüyle tanışmanın halini iyice içinde hissetmeye baÅŸlamıştı.

 Bunların üzerine baba efendi ile bir konuÅŸmasında artık kendilerine ait bir eve taşınmaları gerektiÄŸinden, gülsultanında aynı fikirde olduÄŸundan bahsetti ki hatunun bu düşüncede saf bir bebek kadar bile rolü yoktu. Fakat ailenin günden güne mükreminin üstünde ki baskısının arttığını ve evde ki her çift gözün kendisini takip ettiÄŸi düşüncesinin günden güne çekilmez hal aldığını hisseden genç efendi. Baba efendiden boÄŸaz içinde ki küçük yalıyı kendilerine tahsis etmesini ve bunun karşılığında da ÅŸirkette teklif ettiÄŸi tahsili ile alakası olmasa da yapabileceÄŸini düşündüğü işçilerin aylık giderlerini ve gelirlerini hesaplamakta ne olabilir düşüncesi ile kabul etmiÅŸti.

 Aslında yapacağı iÅŸin tam olarak ne olduÄŸunu anlamayan ve ÅŸirkete gittiÄŸi ilk zamanlarda sadece boÅŸ defterlere ve eski yazıların olduÄŸu defterlere bakarak zamanı geçiren genç efendi, kendisine ÅŸirketin daim elamanı olan Şükriye hanımın yardımı ile bir ÅŸeyler öğrenmeye baÅŸladığında ÅŸirkete gidip geldiÄŸi sürenin nerdeyse üç ay geçtiÄŸini fark etmiÅŸti. Zamanın bu kadar çabuk geçmesi ve yaÅŸadığı kimi günleri hatırlayamaması kendisinin de garibine gidiyor hatta bundan kimi zaman rahatsız oluyordu.

  Küçük yalıda mutlu bir aile saadeti içeridinde gülsultan hatun ile yaÅŸamına devam ediyordu. Genç efendi buraya taşınmakla iyi yaptığını kendilerine iyi geldiÄŸini düşünüyor. Evine ve eÅŸine daha çok baÄŸlı olduÄŸunun hissediyordu. Yılların kovaladığı yaşı zaman içinde epeyce ilerlemeye baÅŸlamıştı ve süreçte eli yüzü geyet düzgün ve hatırı sayılır bir yakışıklı yetiÅŸkin olmuÅŸtu genç efendi. Tabi arada kaybolmaları yine eksilmemiÅŸ ve devam etmiÅŸti. Gülsultan hatun iyice alıştığı bu duruma artık içerlemiyor, yıllardır süre geldiÄŸi için mükreminin kendisini aldatmadığını hatta sadece kafa dinleyip iÅŸlerine yoÄŸunlaÅŸmak için böyle bazı günler ortadan kaybolduÄŸu düşüncesine kendini iyice inandırmıştı

 Dedektif servettin efendi, sizlere ömür geçen zamanda dünyasını bir hamle ile deÄŸiÅŸtirerek. Arkasında kimsecikler bırakmadan göçmüştü, servettin efendinin genç efendiyi takibinden de hiçbir ÅŸeyi kimseye anlatmaması dikkatleri pek çekmemiÅŸti ne de olsa gülsultan hatuna söylemiÅŸti ki durumu kabulleniÅŸi ile artık ona da anlatmanın gereksizliÄŸini ve ailenin huzurunu kaçırmanın gereksiz olduÄŸunu bilere hizmetine devam edip kalan günlerinin daima sessizlik ve kitaplar içinde bir ÅŸeyler okuyup bir ÅŸeyler not ederek geçirmesi de kimsenin dikkatini çekmemiÅŸti

Mükremin efendi işine iyice alışmış Şükriye hanımla da çok iyi anlaşmıştı. İdareyi kavradığında Şükriye hanımı kendisine özel kalem olarak terfi ettirmiş ve birlikte çalışmaya devam etmişlerdi. Şirkete gitmediği günlerde Şükriye hanım idare ediyor. Efendinin yokluğunu kimselere belli etmiyordu. Mahareti ve kıvrak zekası ile baba efendinin bile sorduğu yahut yanına çağırttığı zamanlarda yerinde yoksa gayet mümkünü olabilecek cevaplarla baba efendinin aklını çeliyor. Ve genç efendinin işini bitirip mutlaka sizi özel ziyaret edip malumat verecektir diyordu.

Kimi günler şirkete birkaç gün arayla gelen efendiye izahat eden Şükriye hanım, genç efendinin çoğu zaman sanki bu işi ilk defa yapıyormuş gibi davranmasını garip bulur, gülümseyerek illaki beyefendi sizde sanki bu işi ilk defa yapıyorsunuz diyiverirdi. Genç efendinin o zaman ki boş ve anlamsız bakışlarından çıkaramadığı mana ile işi anlatmaya devam eder. Fakat efendinin sorularıyla bunaldığı zamanlar

-          Haliyle yorgunsunuz efendim, ben iÅŸleri düzenleyip size öyle izahat verim

Diyerek odadan müsaade ile çıkardı. Gülsultan hatunda artık kendini gezmelere ev sohbetlerine, kadınlar arasında bakmayın siz bunların dini bütün ailelerden geldiklerine yaşayışları Avrupalılarda olmayan tavırlar barındıran arkadaşlarını çekiştiriken, onlardan da geri kalmayan yaşam tarzı içerisinde bulunmaya başlamıştı iyiden iyiye, hani animallah bu ortamlarda daha neler de oluyordur. Tabi bunların bile bir zamanı vardı.

 Uzun zaman sonra iÅŸ seyahatleri için fransaya gitmesi gereken genç efendi okul yıllarını özlediÄŸini birkaç zaman kalıp geri geleceÄŸini baba efendinin kesin malumatı olduÄŸunu, gülsultan hatuna boÄŸazı gören pencere kenarında kurulan sofrada akÅŸam yemeklerini yerken anlatıordu. Hatunun eski tavrı kalmamıştı, eskiden olsa yemekten kalkar surat asar düşünceli ve üzgün haller alırdı. Zaman dedik ya azizim insana öğretiyordu beklide bilindik alışkanlıklar elde ettiriyordu. Sadece

-          Yolun açık olsun efendi saÄŸsalim git gel iÅŸlerini hallet

Demekle yetindi hatun, bunun üzerine birkaç günlük hazırlık ve işlerin düzeni sonucunda, burada ki işleri Şükriye hanıma emanet eden mükremin ilk uçakla fransaya uçtu.

 Fransada indiÄŸinde görüşmeler yapacağı ÅŸirketlerin sorumlusu aslen türk kökenli olan fakat artık bir Fransız kadar Fransalı olan ümit kendisini karşılamış ve otelin kadar refakatçı olmuÅŸ, ihityaçları için yardımda bulunmuÅŸtu. Mükremin yüksek tahsilini Fransa da yaptığını az da olsa buralara aÅŸina olduÄŸundan bahsetmiÅŸti otel yolunda giderken. Ümit buraların o dönemden bu yana biraz deÄŸiÅŸtiÄŸini tabi halen eski FransaÂ’nın aÅŸk kokulu sokaklarının yerinde olduÄŸunu küçük fakat sırıtırken bıyıklarının altından kayan dudağıyla ima etmiÅŸti.

  Gayet serin bir kış akÅŸamı oteline yerleÅŸtikten sonra ParisÂ’in sokaklarında küçük bir gezintiye çıkan genç efendi, okul yıllarında ki bazı hatırladığı caddelerde dolaÅŸarak sigarasını içti, aklında halen eski günlerden kalma düşünceler. Ve sürekli unutmaya çalıştığı yorgun gözlerinden belli olan bir hatırayı anımsayarak gökyüzüne yıldızlara bakması görenlerde acı denilecek kadar endiÅŸeli bir hal yaratmaya sebep verecek cinstendi.

 Evet aslında burada müdahale ederek, akışı kesmek istemezdim fakat bu acı hale gelmiÅŸken nedenini sizinde meraklarınızı yıpratamadan anlatmanın daha doÄŸru olduÄŸu düşüncesine girmiÅŸken, yüksek müsaadenizle sizi biraz daha eski döneme götürerek anlatmaya devam edeyim.

 1974 senesinde hatırlarsınız ki genç efendi dünyaya gözlerini açmıştı, tabi bu dönemde tek doÄŸan bebek bizim efendi olmadığı gibi boÄŸazın karşı yani Avrupa yakasında bugünlerde mükremin efendinin oturduÄŸu yalının tam karşısına denk gelen ÅŸiirzadelerin de dünyalar güzeli bir hatun bebekleri dünyaya gelmiÅŸti. Tabi kader diyerek de olaya baÅŸlaya biliriz lakin kader dediÄŸimiz meseleyi insanoÄŸlu seçimleriyle belirlediÄŸi için kader demeyi pek doÄŸru bulmuyorum. Tamamen hayat kendi seçimlerimizden oluÅŸan yaÅŸam biçimidir demek daha bütün bir olguya ulaÅŸtırır bizi, ÅŸiirzadelerin bu küçük ve sevimli saçları altın sarısı gözleri açık kahverengi hafif uzun suratı ile geniÅŸ yanaklarına adeta bir renk ve ahenk katarcasına yerleÅŸmiÅŸ pembe ve zarif dudaklı kerimiye düyaya gelmiÅŸti. Tahmin edersiniz ki uzatmadan eÄŸitimler, kolejler yurt dışı yüksek eÄŸitimlerle dolu hayatın bir parçası oluvermiÅŸti. Ortaköy taraflarında ilk ve ortaokul dediÄŸimiz düzeyde eÄŸitim veren kolejde tasadüf budur ki mükremin ile aynı sınıfta eÄŸitim almışlardır. Lakin sınıfta popülerliÄŸin ve daha rahat bir aile yaÅŸamı ve baskısız düşünceler özgür kuÅŸlardır. Felsefesi ile bey babasının kızını serbest yetiÅŸtirmesinin sonucunda okulda her türlü etkinlikle katılıp arkadaÅŸlık kurabilen kerimiye gayet göz önünde ve güzelliÄŸi ile gençlik çaÄŸlarının damarda durmaz kan potansiyeliyle kavgalara çok kez sebep vermiÅŸtir.

 Bizim acı meselemizde buraya dayanmaktadır. Mükremin bu dönemlerde aşık olduÄŸu kerimiye ÅŸiirzadeye halen içinde yeÅŸermiÅŸ tohumun tazeliÄŸini koruyarak ilgi ve alaka besliyordu. Evet mükremin evli fakat sizde takip ettiniz ki bu bir aile baskısı ile gerçekleÅŸen ve dam eden bir birlikteliktir. Mükreminin bunca yıldır halen niçin kerimiyeyi bulmadığı konusunda ve içinde kileri anlatmadığı konusunda iÅŸin açığı benimde merakım henüz giderilmiÅŸ deÄŸil.

  Mükremin Fransa da iÅŸ görüşmeleri sürerken neden istanbulda deÄŸilde Fransa da kerimiyenin yokluÄŸunun boÅŸluÄŸunun daha çok duyduÄŸunun bir türlü anlayamamıştı. Aynı sokaklarda dolaÅŸmış olabilecekleri ihtimalini düşünüyordu. Çünkü o zamanlardan halen ailecekte baÄŸları olan birkaç arkadaşı ile görüşmesinde sınıftakilerle görüşürmüsünüz sorusu aslında direkten kerimiyeden haber var mı demek isteyiÅŸi ile aynı ÅŸeydi kendi için, ve bunun üzerine aldığı birkaç cevapla kerimiyenin de yüksek öğrenimini pariste gördüğünü çok ilgi göstermeden arkadaÅŸlarından dinlemiÅŸti.

 Åžimdi içi içine sığmıyordu. Kendininde tarifini bilmediÄŸi bir semtin keÅŸine çıkmışçasına içinde heyecan ve mutluluk vardı. KoÅŸan atların dizginini bırakan biniciler gibi kollarını boÅŸlukta sallarken yürüyüşünün farkında olmadan gövdesi daha öne doÄŸru eÄŸilmekyetdi.ÅŸu köşeden mi bakmıştır, bu caddeden belki evine yürümüştür. ArkadaÅŸları ile ÅŸu ÅŸanzelize kafede meÅŸhur Fransız kahvesinden tatmıştır diyordu. Düşünceler iki kartına çıkarak beynini günden güne daha çok meÅŸgul eder olmuÅŸtu. Tabi ki bazı günler kaybolması yine de kesilmemiÅŸti.

  Ümit kendisini toplantıya götürmek için geldiÄŸi kimi günler odasında olmadığını görürdü. E resepsiyona sorduÄŸunda çoktan çıktığının ve iki gündür gelmediÄŸini öğrenirdi. Bu konu hakkında aslında baba efendi sıkıldığı zamanlar dokumayın birkaç gün dolaşır geri gelir diye yazmıştı ÅŸirket görüşmeleri için mükreminin geleceÄŸini ümide bildirirken. Bunun üzerine ümit çokta telaÅŸ etmiyor fakat mükremin efendinin canını sıkan ÅŸeyin ne olduÄŸunun bilmek istiyordu.

 Genç efendinin mutsuzluÄŸu, suskunluÄŸu ve içine kapanıklığı bu ortaokul yıllarına dayanıyordu. Kerimiye ye bir kere söyleye bilseydi beklide duygularını çok daha farklı olacaktı her ÅŸey birlikte yuva kuracaklardı. Çocukları olacaktı, gezeceklerdi. Düşünsenize ne kadar mesut bir tabloyu seyrediyor olacaktık ÅŸimdilerde. Aynı ünlü ressam tabloları gibi dimi mesela ilk akla gelen iÅŸte, genç efendi bunca yıl içinde gizlediÄŸi bu düşünce ve duygular ile yıpranmışlık hissi içinde yaÅŸayıp gidiyordu.

Hayat dedikleri merhale yoğunluk ve yorgunluk arasına sıkışıp kalmaktır. Nefes alabilmek için daha yükseklere çıkmak gerekmektedir.Her ruh ulaşamasa da bu yüksekliğe mutlaka kendine ait bir yüksekliği de elde etmiş olacaktır. Yani çabanın doğrultusunda elde edilen başarı kendi başarımız olduğu gibi zararın elde edilmesi de bizim isteğimizle orantıya sahiptir.

  Düşünceleri daha da karmaşık hal almaya baÅŸlamıştı genç efendinin. Bunlardan haberi olmadan hayatına devam eden gülsultan aslında her kadın gibi beklide içsen sezgileri ile bunları hissediyor fakat mükremini deÄŸiÅŸtiremediÄŸi için elinden geleni ardına atıyordu.

   Mükreminin kerimiyesi ne güzelde yakışıyorlardı. Sürekli düşünceleri ve zikri ile gözleriyle gökyüzünde hatırı kaldığı kadarıyla yüzünü çiziyordu kerimiyenin gözleri kahverengi saçları sarı ve bulut yumuÅŸaklığında dudaklarıyla gülücükler saçarak güneÅŸi doÄŸuruyormuÅŸ gibi içini ısıtıyordu mükremin bu hayallerle.

  Kerimiye de artık yaşını başını almış gayet olgun ve çocuksu güzelliÄŸinin yerini hanım hanımcık tazelik ve zerafet almıştı. Halen evlenmemiÅŸ ve özgürce yaÅŸayan kerimiye kendini gezmelere vermiÅŸ. Yeni yerler arkadaÅŸlar keÅŸfine çıkmıştı. Kışlarının genelde istanbulda ailesi ile dost meclislerinde bahar ve yaz mevsimlerini kimi zaman ilklimi hoÅŸ ülkelerde kimi zaman akdenizin egenin mavi gözlü denizi de geçiriyordu. Kerimiye gönlünü kolay kolay kaptıracak bir kız deÄŸildi. Fakat uzun sürelerden beri aklında ve gönlünde yer etmeyi baÅŸarmış kibar bir beyefendi vardı

  Aşık olabilmiÅŸ olmasına kendine pek mümkünlük vermemesine raÄŸmen, görüşemediÄŸi günlerde kendini kötü hisseder sohbetine muhabbetine katılamadığı günler fenalaşırdı. Tabi gezmesinden eÄŸlencesinden hiçbir zaman da taviz vermezdi. Nerde olursa olsun bir gün bir saat bile olsa bu genç beyefendi ile mektuplaşıp mutlaka görüşürlerdi.

 Mükremin Fransa dan dönmüştü iki haftalık iÅŸ görüşmesi esnasında Türkiye ye haftada bir mutlaka gelip gittiÄŸini ve bunu ümit beye organize ettirdiÄŸini, Fransa da ki ÅŸirket sorumlusu baba efendiye giderler ve harcamalar mektubunda bildirmiÅŸti. Baba efendi bu iÅŸte bir gariplik olduÄŸunun mükreminin haftada bir geldiÄŸinde kendisine veya anne hatuna uÄŸramadığının düşünerek. Neler karıştırdığını merak etmiÅŸti. Köşke döndüğünde

-          Yahu hatun iki haftadır mükremin Fransa da özledik

Diyordu. Tabi maksadı kendisinin haberi olmadan eve anne hatunun yanına mükreminin uğrayıp ugramadığını ögrenmek istiyordu.

-          Evet efendi özledik vallahi

Cevabı baba efendiyi daha da meraka teşvik etmiş, neler olduğunu anlaya bilmek için derin düşüncelere dalmıştı. Mükremin sıkılgan çocuktu bu güne kadar işte bile hayret iyi durmuştu. Fakat görüşme için gittiği yerden bile hafta da bir Türkiye ye neden gelsindi. Baba efendi rahmetli servettin efendi gibi gardı eline almıştı. Dedektif gibi küçük soruşturmalara başlamış olayı tahkik etmek için uğraşlara girişmişti.

  İlk olarak aklına ÅŸirkette mükreminin özel kalemi olan Şükriye hanım geldi. Ve çağırtarak kendisini odasında çay ikramı ve güler yüzü ile karşılayarak sohbet etmeye baÅŸladı.

-          Hanımefendi bizim mükremin de çalışma esnasında garip heranÄŸi bir ÅŸey gördünüz mü

Şükriye hanım ilk başta yüzü hafif kızararak aklına gelen açık ve kötü denilebilecek fakat insanında bir gerçigi olan düşünceleri savuşturarak. Baba efendinin aslında ne sormak istediğini anlamaya çalışarak başının salladı.

-          Hayır efendim, gayet baÅŸarılı dedi

Şükriye hanım genç efendiden yaklaşık olarak iki yaş kadar büyüktü lakin hayatın kendi alanında yaşarken gördüğü zorluklar ve geçirdiği talihsiz aile ve aşk olayları yüzünden olduğundan biraz daha alımlı ve büyük gösteriyordu. Ama bu olgunluk ve büyüklük güzelliğini gizlemiyor aksine kendisine daha da bir alımlılık veriyordu. Şükriye hanımı teşekkür ederek odasından işinin başına gönderen baba efendi merakın ağına iyice sarılmaya başlamıştı.

 Mükremin içinde duyduÄŸu acı ile hayatına devam ediyor. Dost meclislerinden ve kadınlar arası eÄŸlenceden kafasını alamayan karısının bu halini hoÅŸ bile görüyordu. Ne kadar yalnızl kalırsa ve yalnızlaşırsa o kadar kerimiyenin hayalini kuruyor kendisini mutlu edebilmenin çaresinin gözlerini ve çocuksu sesiyle adını çağırışının kulaklarında yankılılanması oluyordu.

  Kolej sıralarında sessizliÄŸi ve kendine özgü dünyanın ötesinden gelmiÅŸ yalnızlığı ile pek arkadaşı olmayan mükreminin ödevlerinde ve sınavlarında da baÅŸarısızlığı su götürmez gerçeklerdendi. Kolejin kendisine ait olan bilenler bilmediklerini ögrenirken bilmeyenlere de bildiklerini ögretebilirler politikası altında kafakarıştırıcı ve ücreti iki katına çıkarmanın nedenini mükremin ve kerimiyenin koleje yazılma dönemlerinde bulmuÅŸlardı.

 Sınıf ögretmenleri vurdum duyman bir kadın olunca ve mükremin gibi örgencilerle ugraÅŸmayı zaman israfı saydığı için kolej politikasını uygulayıp birkaç grup halinde çocukları konuları bilen diger arkadaÅŸlarına çalıştırıyordu. İşte bu dönemde kerimiye özgür olduÄŸu kadar da zeki bir kızdı. Ve mükremin daima baÅŸka gruplara verilmesine raÄŸmen anlamamazlığa vurarak kermiyenin grubunda dinlerdi.

  Kerimiye birkaç kez ‘’sen bizim gruptan degisin –mükremin-‘’ demiÅŸti. Ve hayatı boyunca kulaklarında çınlayan bu cümleyi bir türlü silememiÅŸti, gerçi genç efendinin bunu hafızasını dahi kaybetse tek hatırlayacağı cümle olduÄŸunun kendisine bile itiraf etmiÅŸti üstü kapalıda olsa.

 Baba efendinin günden güne arta merakı ve oÄŸlunun bu iki üç güne bir kayboluÅŸu baba efendinin yaÅŸlandıkça daha çok dikkatini çekmeye baÅŸlamış. UÄŸraÅŸacak diÄŸer iÅŸleri yolunda olduÄŸu için boÅŸ zamanını hayatı boyunca dinsel bünyenin yapısı içinde kaybolduÄŸunu atadan beri kendisini yaÅŸayamadığını fark etmesi ile hayatın renkleri içinde olan macera ve zevkleri tatmak için uÄŸraÅŸlar içine girdiÄŸi görülmekteydi. Bu gibi zamanlarda bakımının daha iyi ypar yıllardır kesmediÄŸi sakalını kısaltır. Ve beyoÄŸluna istiklal cadedesine çıkardı.

 Hayatını istanbulda geçirmesine ragmen buralara ne kadar az geldiÄŸini bu sokakların caddelerin güzelliklerinden insanlardan uzak kaldığının düşünerek içinde ki kaybedilen günleri kazanma kampanyasına üç beÅŸ bileti bu günlerde yeni kestirmişçesine savurup ocuklar gibi ÅŸendiÄŸi dakikalar oluyordu. YaÅŸlılığın verdiÄŸi çocuklukla yeni ögrenilmiÅŸ bir cümle gibi tekrar düştüğü bir kça ÅŸeyin içerisinde mükremini ne iÅŸler karıştırıyor da vardı.

 Mükremin baba efendisinin kendisinin peÅŸinde olduÄŸunun farkında deÄŸildi. Hayatına gündelik rütinlerine ortadan kaybolmalara devam etmekteydi. Evle baglantısı iyice kesilmiÅŸti gülsultan hatun bir çocugumuz olsa böyle olmazdı gibi son zamanın en pooüler lüks ve lüks olmayan hayatlar içesiinde sinsi virüsler gibi barınan cümleyi tekrar eder. Nasıl hal çaresini bulacağınıda bilmezdi. Hikmettir ki ikisinden birinde bir kusur vardı. Ama kimdeydi ondan bunca zamandır çocukları oluyordu kendi düşüncesine göre, yoksa aksi bir durum olması söz konusu bile deÄŸildi.

 Kerimiye tüm ihitÅŸamı ile mekanlarda dolaÅŸmaya, gerdan kırmaya aman böyle dedikse hafif meÅŸreptir sanmayın sadece eÄŸlenceyi seviyor, kokteyl içiyor kalbininde temizliÄŸini özellikle dikkat ediyordu. Gez zaman git zaman çıkan talipleri hep hiçe sayıyor bey babasının yahut anne hanımefndisinin meclislerinde ki muhabbetlere kıvırtkan bir cilveyle sıyrılıyordu. Aklı fikri takılmıştı ÅŸarkıalr türküler onu görmediÄŸi zamanlarda daha bir boÅŸ renkler daha cansızdı.

  Kendisine itiraf etmekten kaçındığının duyar gibiydi. İçinden bir ses aşık olduÄŸunun artık sadece onu istediÄŸini söylesede. Kerimiye bunu kabul edemezdi çünkü o hayatı daima sıkıcı bulmuÅŸ  ve öyle yşıyanları hafif bir alay ile diline doladığı olmuÅŸtu çoÄŸu kez, ÅŸimdi durduk yere hemde kendisini sevdiÄŸini söylese bile bu kadar zamandır. Daha derin düşüncelerinin açmayan bu beyefendi ile nasılda hayat kurabilirdi. Evet tanıyordu, birlikte çok güzel vakitte geçiriyordu. Beyefendi gayet kibar okumuÅŸ görmüş ve varlıklı biriydi. Ama evlilik hayalini süsleyen kiÅŸimiydi, deÄŸilse bile neden baÅŸkasını düşünemiyordu.

 Yine her zaman ki gibi aralarında her zaman ki sanki bir sır gibi olan buluÅŸmalarında hiç bir zaman yer ve saat belirtmezlerdi çünkü çoÄŸu zaman ya rast gelirlerdi yada belirli yerlere alışkanlık halinde gittikleri için orda buluÅŸurlardı. Yine Salı sabahı Sarıyer sırtlarında boÄŸaz manzaralı bir lokantada denk geldiler. Daha açıklayıcı olacak olursak buluÅŸacakları günleri artık tahayyül ediyor ve kimin boÅŸluÄŸu varsa önceden oralara gidiyordu.

-          HanımfendiciÄŸim merhabar, buyurun ne güzelsiniz yine, kuÅŸlar kıskançlığından bayılmıştı göklerde, toprak zarifliÄŸinizden bahsetmekte, bu ne endam bu ne güzellik böyle gözlerine beni hapseyle

-          Aman efendim aman mahcup etmeyin beni

Çok muhabbetlilerdi beyefendi olabildikçe kibar ve görgülüydu. Åžiirlerle arası epeyde iyi sayılırdı. Mesela kerimiyeyi gördüğü anda yazmıştı o mısraları, tabi kerimiyenin soyadından da anlaşılacağı gibi soyunda büyük babalarından kalma ÅŸairlik vardı. İstanbulun  tanınmış mecmualarında yazan ve kitapları halen bazı dillere de çevirlmiÅŸ olan Ragıp ÅŸiirzade efendinin torunuydu kerimiye, o yüzden anlıyordu ÅŸiirden. Zaten büyük dedesine göre ÅŸiirden anlamayan insana laf anlatmakta zordu. E beyefendi ÅŸairlik alameti taşırdı, ilim bilirdi hatta bazı günler bulÅŸtuklarında uzak doÄŸudan bile bahseder güneÅŸin üstüne doÄŸan ÅŸehirleri anlatırdı.

 Adeta yanındayken çocukluÄŸunda bakıcısı hanım ninenin anlattığı peri masallarının canlandığının görürdü. KonuÅŸurken sesler kesilir yalnız ikisi kalır saatlerdir susarlarmış gibi gelirdi. Bu tarifler bu güne kadar arkadaÅŸlarından kitaplardan dinlediÄŸi aÅŸk’ın halleriydi, ama daha tam olarak tanımıyordu bile, aşık olamazdı. Gerçi aÅŸk böyle bir ÅŸey deÄŸil miydi hani iÅŸi yani, aÅŸk matık çerçevisinin oyunu olamazdı. Gönül merhalesi curcunası beklide köye gelen çocukluÄŸunun ilk karnavalı gibiydi. Teslim olmak gerekmez miydi. Şüphelenip içinde kalıtsal düşler aramak zamanı geriye saramamak gibi deÄŸil miydi.

 

Kerimiye elinde olmadan dalıp gitmişti. Beyefendi farkına vardı fakat kerimiye dağlın ve düşüncenin puslandırmış gözleriyle öyle kendisine bakıyordu ki, kıymak elde değil. Sadece her şeyi bırakıp seyre dalmak geliyodu içinden. Vakit epeyce geçkin olmasına rağmen zamanın nasıl geçtiğini anlamamaları lokantada kimselerin kalmayışı artık kalkmaları gerektiğini garsonların itici gözelerinin ve alakasız gülüşlerinin içinde görebiliyordu.

 Kerimiye neden sonra kendine geldiÄŸinde bir anda gülmüştü, beyefendi anlam veremediÄŸi bu gülüşüne tebessümle karşılık vererek lokantadan kerimiyenin hardal sarısı çeketini giydiren garsondan bile kıskanırcasına baktığını son anda kerimiyenin görmesinden korkarak kapıya doÄŸru uyuÅŸuk adımlarla giderken arkasında kalışının bile kendisine acı verici olduÄŸunu hissetti.

 Sarıyerden mecidiyeköy tarafına birlikte taksi ile geçtikten sonra halen birbirlerinin evlerini bilmediklerini ve hiç birbirlerine gidip gelmeden daima geçen bunca zamana karşı hep dışarıda görüştüklerini düşündü kerimiye, fakat bunda kendinin de payı olduÄŸunun anne ve babasının bulunduÄŸu eve bir erkek arkadaşının götürürse bu yaÅŸta artık daha ciddiye alacaklarının düşündüğünden bunca zaman götürmemiÅŸti. Peki beyefendi neden hiç davet etmemiÅŸti kendisini söylediÄŸine göre yalnız yaşıyordu. Kendine ait evi vardı ve bei davet etmesinde hiçbir sakınca olmadığını söylemiÅŸti. Kerimiyenin o an aklına bakışları geldi beyefedi bakarken bile kerimiyeyi incitemeye çalışıyor. Gözlerimin ağırlığı altında ezilmesin kerimiye hanımefendi der gibi iki saniyede bir gözerlini kaçırıyordu. Lakin sohbet ederken bile buna dikkat edip sohbetin alakasız olmadığını da ifade edecek kadar canlı ses ve gülüşle tamamlıyordu.

 Böyle bir adamın tutupta kendisini evine davet etmesini beklemek biraz abest olabilirdi de çünkü yanında bile bazen onca laflar eden güzel sözlerle baÅŸdöndüren bu beyefendi tutulup kalıyor sanki onca düşünceyi kendi söylememiÅŸ gibi utanıyor aniden kalkalım mı diyordu. Farklı biriydi günü gününü tutmuyor kendinden pek bahsetmiyor. Övgüler ve ÅŸiirler peÅŸinde hayaller peÅŸinde birbirimizi sürükleyip trenler gibi uçsuz buçaksız duraklar aratıyorduk.kimi zamanlarda sorduÄŸum sorulara verdiÄŸi cevaplarla tatmin olmamak elde deÄŸilken kimi zaman soruyu anlamaya çalışır gibi merakıyla bakışından bir ÅŸey anlamadığını sezmekte güç deÄŸildi.

Baba efendi Beyoğlu sokaklarının arşınladıktan sonra geç saatlerde köşke dönüyordu. Bu değişimi fark eden anne hatun iş görüşmeleri ve yorgunluğun verdiği haldir diyerek uykusunu bölmüyordu. Durum bacayı dev gösterecek kadar vahim hal almaya başlamıştı oysa baba efendi gördüğüne aşık oluyor. Her şeyle alakayı kesiyor sadece haftalık devam ettiği arkadaş meclislerinde ki dini sohbetlerine devam etmeye çalışıyordu. Bunu da belki de babasından kalma miras gibi görüp doğru olanları anlatan insanın kötü olamayacağının hissiyatı ile alışıldık bir şekilde yapıyordu.

 Mükreminin hali aynı devamdı. Aklında kerimiyeden baÅŸka hiçbir ÅŸey kalmamaıştı kimi geceler yalıda boÄŸaza bakarak iç çeker yıldızlarla konuÅŸur ÅŸiirler okurdu. Hayalinde kalmıştı ya boÄŸazın karşısında oldukları her zaman yalıda havanın iyi veya kötü oluÅŸuna aldırmadan geceleri mutlaka karşı tarafa çıkıp bakardı.insanların aynı dünyada olup bir de aynı ÅŸehirde olup birbirlerinden nasıl ayrı yaÅŸadıklarını düşündükçe aklını oynatacakmış gibi beyninin ısındığının hissederdi. BoÄŸazdan geçen yük gemilerinin bacasından çıkan kara dumanın aslında kendi içinde biriken dert olduÄŸunu düşünerek tebessüm ederdi. Kendi bir gemi olsaydı bundan daha kara duman çıkarırdı ya neyse, geçerdi elbet hem alışılmadık ÅŸeyler yoktu hayatta öyleyse neden alışamamıştı yokluÄŸuna, hem de hiçbir münasebet yaÅŸamadıkları halde sadece bir görüş iki beklide üç defa sesleniÅŸ kocaman kolej hayatı boyunca sadece bir kere o da net hatırlayamadığı halde elinin eline deÄŸiÅŸinden bir insan bu kadar sevebilir miydi. Adalet nerde diye düşünüyordu. Allahın varlığına inancı tamdı ama adalet dedikleri ÅŸey gönülden istenince olmuyor muydu. İsyan edenler boÅŸuna isyan etmiyor diye düşündü. Hafiften serindi hava farkına varmıştı ama içinin yanğını buna engeldi. Åžimdi üşümenin hem zamanı mıdır derdi arada bunca mesafe olmasına raÄŸmen karşı yalılara bakıp göre bilme ihtimaliyle gün geçirmenin ne demek olduÄŸunu balıkçının yanında bir balıkta bana düşer mi diye bekleyen kediden baÅŸka kim anlayabilirdi. Gerçi onun bile ÅŸansı benin gibi balkon kuÅŸundan fazlaydı.

 

Okuma: 1499, Tarih: 27 Þubat 2017 Pazartesi
Copyright © 2017 muhammedtiyek.com Tüm Hakları Saklıdır.